Sosyal Beceriler
Öğrenciler ve diğer görevlilerle iyi iletişim geliştirmek.
Espri anlayışına sahip olmak.
Takımla iyi ilişkiler kurarak çalışmak.
Çocukların yanısıra yetişkinlerle de iyi iletişim kurmak.
Güç durumları zararsız hâle getirmeyi öğrenmek.
Bu yazıda öğretmenlerde bulunması gereken üç unsurdan biri olan “sosyal beceriler” ele alınıp incelenmiştir.
Sosyal Beceri
Başkalarının olumlu tepkiler vermesine yol açabilecek ve olumsuz tepkileri önleyebilecek becerilere sahip olmak birey için oldukça önemlidir. İnsan, başkalarıyla etkileşimi mümkün kılacak sosyal açıdan kabul edilebilir olan davranışlara sahip olmak ister. Bu davranışlar genel olarak sosyal beceri olarak adlandırılmaktadır. Sosyal beceriler bireyin yaşamında önemli bir role sahiptir, çünkü diğer insanlarla iletişimde bulunmayı kolaylaştırıcı önemli bir özelliktir.
Her insan yaşamı; diğer bir deyişle başarılı ve mutlu olmayı, kolaylaştırıcı becerilere sahip olmak ister. Giblin’e göre (5) başarı ve mutluluğun, bir ortak paydası vardır: Diğer insanlar. Eğer diğer insanlarla başarılı ilişkiler kurabilmek öğrenilirse, tüm iş kollarında, kariyerde ve uğraş alanlarında işin yüzde 85′i ve kişisel mutluluk yolunda da işin yüzde 99′u halledilmiş olacaktır. Bu görüş çeşitli araştırmalarla kanıtlanmıştır. Carnegie Teknoloji Enstitüsü’nde 10 000 kişiye ait veriler analiz edilerek, başarının yüzde 15′inin yapılan işle ilgili bilgi ve beceri geliştirme çalışmalarına ve yüzde 85′inin de kişilik faktörlerine, insanlarla başarılı ilişkiler kurmaya bağlı olduğu görülmüştür. Benzer diğer bir çalışmada Harvard Üniversitesi Meslekî Yönlendirme Bürosu tarafından yapılmıştır. Bu araştırma da işine son verilen binlerce kadın ve erkek araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırma kapsamına giren bireyler arasında işine son verilen her bir kişiye karşılık, insanlarla iyi ilişkiler kuramadığı için işine son verilen iki kişi olduğu rapor edilmiştir.
Kişiler arası ilişkilerin iyi olması bazı değişkenlerle ilişkilidir. Değişkenlerden birisi de sosyal becerilerdir. Sosyal beceriler tüm insanlar için önemli olmasına rağmen bazı meslek mensupları için daha da önemli görülmektedir. Bu mesleklerden birisi de öğretmenliktir.
Öğretmenler de, başkalarıyla etkileşimi mümkün kılacak sosyal açıdan kabul edilebilir olan davranışlara sahip olmak ister. Bu davranışlar genel olarak sosyal beceri olarak adlandırılmaktadır. Öğrenilmiş davranışlar olarak ele alınan sosyal becerilerle ilgili literatürde çok sayıda tanıma rastlanmaktadır. Burada, bu tanımlardan bazıları ele alınarak incelenmiştir.
Michelson ve arkadaşları (6) sosyal beceri tanımlarında altı ortak noktanın bulunduğunu belirtmektedirler. Bunlar: 1. Öğrenme ile kazanılır, 2. Sözel ve sözel olmayan özel davranışlardan oluşur, 3. Tepki ve davranışları başlatmada etkilidir, 4. Diğerlerinden gelen olumlu sosyal pekiştireçleri arttırır, 5. Karşılıklı ilişkilerde gerekli zamanlamaya ve etkileşime dayalı davranışlardır ve 6. Diğerlerinin sosyal statüsü, cinsiyeti ve yaşı gibi faktörlerden etkilenir şeklinde sıralanmaktadır.
Kelly (7) sosyal beceriyi, çevreden olumlu pekiştireç sağlayan veya devam ettiren kişilerarası ilişki durumlarında kullanılan öğrenilmiş davranışlar olarak görmektedir. Bu tanımda, sosyal beceriler; 1. Olumlu pekiştireçlere neden olacak davranış, 2. Kişilerarası ilişkilerde sergilenebilir davranış ve 3.Tanımlanabilir davranış olarak ele alınmaktadır.
Cartledge ve Milburn(8), sosyal beceri tanımlarının çoğunda şu ögelerin ortak olduğunu belirtmektedirler:1.Başkaların ın olumlu tepkiler vermesine yol açacak ve olumsuz tepkileri engelleyecek, başkalarıyla etkileşimi mümkün kılacak, sosyal olarak kabul edilebilir olan öğretilmiş davranışlar olarak sosyal beceriler, 2. Çevrede etki bırakan, hedefe yönelik davranışlar olarak sosyal beceriler, 3. Duruma özgü ve sosyal içeriğe göre değişen sosyal beceriler ve 4. Hem belirli gözlenebilir davranışlar, hem de gözlenemeyen bilişsel ve duyuşsal ögeler içeren davranışlar olarak sosyal beceriler.
Marlowe (9) ise sosyal becerileri, kişiler arası durumlarda, kişinin kendisi dahil insanların duygu, düşünce ve davranışlarını anlama ve bu anlayışa uygun davranma yeteneği olarak tanımlamaktadır.
Hargie ve arkadaşları (10) sosyal beceriyi “hedefe yönelik, ilişkiler arası duruma özgü, öğrenilebilir ve bireyin kontrolü altındaki davranışlar” olarak görmektedir. Onlara göre sosyal beceri davranışları ile ilgili altı temel öge şöyle sıralanabilir: 1. Hedefe yöneliklik, 2. İlişkiler arası, özel hedeflere ulaştırıcı, 3. Duruma uygun, 4. Tanımlanabilir davranış ünitesi, 5. Öğrenilebilir ve 6. Bireyin bilişsel kontrolü altında olan davranışlar.
Yukarıda verilen tanımlar incelendiğinde sosyal beceri, kişiler arası ilişkilerde sosyal bilgiyi alma, çözümleme ve anlamanın yanısıra uygun tepkilerde bulunma, hedefe yönelik ve sosyal bağlama göre değişen, hem gözlenebilir hem de gözlenemeyen bilişsel ve duyuşsal ögeleri içeren ve öğrenilebilir davranışlar olarak anlaşılmaktadır.
Sosyal becerileri oluşturan çeşitli yapılardan söz edilmektedir. Riggio (11, 12) sosyal becerileri oluşturan altı yapı olduğunu belirtmektedir. Riggio’nun geliştirmiş olduğu Sosyal Beceri Envanteri’nde (Social Skills Inventory) sosyal beceri ve sosyal becerileri oluşturan yapılar aşağıdaki gibi ele alınmaktadır:
1. Duyuşsal anlatımcılık (emotional expressivity),
2. Duyuşsal duyarlık (emotional sensitivity),
3. Duyuşsal kontrol (emotional control),
4. Sosyal anlatımcılık (social expressivity),
5. Sosyal duyarlık (social sensitivity) ve
6. Sosyal kontrol (social control) olarak adlandırılmaktadır. Bu özellikler özet olarak şu şekilde açıklanmaktadır:
Duyuşsal Anlatımcılık
Duyuşsal anlatımcılık bireylerin sözel olmayan iletişim becerilerini, özellikle duyuşsal mesajları gönderme becerilerini ifade etmektedir. Bu yapı ayrıca bireyler arası etikleşimde eğilimlerin sözel olmayan anlatım yönünü ve duyuşsal durumları tam olarak ifade etme becerileri olarak tanımlanmaktadır. Duyuşsal anlatımcı birey, canlı ve neşelidir bu becerileri ile diğer insanları etkileyebilir.
Duyuşsal Duyarlık
Duyuşsal duyarlık, başkalarının sözel olmayan iletişimlerini alma, anlama ve yorumlama becerilerini ifade etmektedir. Duyuşsal yönden duyarlı bireyler, başka bireylerin duyuşsal imalarını doğru ve tam olarak yorumlarlar. Başka bireyler, duyuşsal olarak duyarlı bireyleri çabuk etkileyebilirler. Bu yapıya sahip olan bireyler, başkalarının duyuşsal durumlarını empatik olarak ifade edebilirler.
Duyuşsal Kontrol
Duyuşsal kontrol, bireylerin duyuşsal ve sözel olmayan tepkilerini düzenleme ve kontrol becerilerini içermektedir. Duyuşsal kontrol, belli başlı duyguları yetenekle birleştirme ve bu duyguları bir maske altında gizleme becerilerini kapsar. Örneğin, bir şakaya uygun ortamda gülmek veya üzüntüyü gizlemek için neşeli bir yüz ifadesi sergilemek gibi. Bu yapıya sahip olan bireyler duygularını göstermeye karşı kontrol etme eğilimindedirler.
Sosyal Anlatımcılık
Sosyal anlatımcılık, sözel anlatımcılığı ve bireylerin birbirleriyle sosyal iletişim kurma ve iletişime katılma becerilerini ifade etmektedir. Diğer bir deyişle sosyal yakınlaşmadaki becerileri göstermektedir. Bu yapıya sahip olanlar, cana yakın sosyal ya da herhangi bir konuda sohbeti başlatma ve yönlendirme becerilerine sahiptirler. Ayrıca bu yapı sözel akıcılıkla da ilişkilidir. Sosyal anlatımcı bireyler söylemek istediklerini içeriğe bağlı olmaksızın kendi başlarına konuşmayı kolaylıkla yönlendirebilirler. Diğer bir deyişle spontan bir şekilde konuşmayı sürdürebilirler.
Sosyal Duyarlık
Bu yapı, başkalarının sözel iletişimlerini alma, anlama ve yorumlama becerilerini içermektedir. Bunun yanısıra, bireylerin uygun sosyal davranışları yönlendiren normları anlamak ve bireysel duyarlılığı da yansıtmaktadır. Sosyal duyarlı bireyler, sosyal davranışları sergilerken sosyal normlara özen gösterirler ve ortama uygun hareket etme bilincindedirler. Bu yapı sosyal etkileşime katılmayı engelleyen bireysel bilinci de yansıtabilmektedir.
Sosyal Kontrol
Bu yapı, sosyal rol oynama ve bireyin sosyal olarak kendini ortaya koyma becerilerini ifade etmektedir. Sosyal kontrol becerisi gelişmiş bireyler, herhangi bir sosyal durumda ortama uygun hareket eden, kendinden emin ve sosyal durumlara kolayca ayak uydurabilen bireylerdir. Sosyal kontrol becerisi aynı zamanda, sosyal etkileşim sırasında yapılan iletişimin içeriği ve yönlendirilmesi konusunda da bireylere yardımcı olmaktadır.
Etkili Öğretmenlerin Rolleri ve Sosyal Beceriler Arasındaki İlişki
Yukarıda öğretmenlerin çeşitli rolleri üzerinde durulmuştur. Burada ise bu roller ile sosyal beceriler arasındaki ilişki ele alınıp tartışılacaktır. Öğretmenin, öğrencinin kişisel problemleri ve endişeleriyle ilgilenirken duyuşsal ve sosyal yönden duyarlılığı ön plâna çıkar. Duyuşsal yönden duyarlı olan öğretmen öğrencilerin içinde bulunduğu dönemin kültürünü anlar ve ona göre davranır. Gelişmeye açık etkin bir öğretmen öğrencilerin duygularına değer verir, onların olumlu benlik kavramı geliştirmelerine yardımcı olur. Öğrencilerin sözel ve sözel olmayan tepkilerine değer verir ve dinler. Öğretmenlerin dinleyici ve ilk iletişimi kuran kişi olarak adlandırılan rolü duyuşsal ve sosyal yönden duyarlı olmasını gerektirir.
Öğretmen bütün sınıfı içeren faaliyetler organize ederken, dersi öğrenciyi aktif kılacak şekilde plânlarken, grup etkinliklerini organize ederken, beklenmeyen bir durumla ya da plânların bozulması halinde ortama ayak uydururken sosyal kontrol becerilerine gereksinme duyar.
Her öğrenciye beklentilerini açıkca belirtirken sosyal ve duyuşsal anlatımcılık söz konusudur. Sosyal ve duyuşsal anlatımcılık aynı zamanda iletişimde netlik, beklenileni tam olarak açıklama, duygu ve düşüncelerini açıklamada gerekli olan beceri unsurlarıdır. Öğrenci ve diğer personelle iyi iletişim kurabilmesi, duyuşsal ve sosyal yönden anlatımcı ve duyarlı olması ile ilgilidir.
Waller, 1967′de öğretmenlerin ders kitapları içerisinde bulamayacakları ancak öğrenmeleri zorunlu olan bir kavram ortaya koymuştur. Bu kavram sosyal içgörü (social insight) olarak adlandırılmaktadır. Sosyal içgörü, sınıfta neyin olup bittiğini kavrama şeklinde tanımlanmaktadır. Waller’e göre bu basit bir kavram gibi gelebilir, fakat, bunun etkili bir şekilde üstesinden gelebilmek için öğretmenlerin öğrencilerin kültüründen haberdar olması ve öğrenci davranışını anlaması gerekir (13). Öğrenci kültürü konusunda da çok sayıda liste görmek olasıdır, öğrenci kültürünün sekiz unsuru Hall tarafından 1981′de genel olarak şöyle sıralanmaktadır: 1. Konuşma dili, 2. Sözsüz iletişim, 3. Genel kültür, 4. Dünya görüşü, 5. Davranış stili, 6. Değerler, 7. Akıl yürütme biçimleri ve 8. Kültürel kimlik gibi özelliklerden oluşmaktadır.
Bir öğretmenin sosyal içgörüsü eksikse, öğrencilerle iletişimi daha az etkili olabilir. Bu durumda araştırmacılar öğretmenlere çeşitli önerilerde bulunmaktadır. Bunlar arasında; 1. Öğrencinin içinde bulunduğu dönemin kültürünü anlamak, 2. Öğrencilerin havasını anlamak; bu bazı günler öğrencilerin neden enerji dolu olduklarını veya bazı günler neden sınıfla hiç ilgilenmediklerini anlamada yardımcı olur, 3. Konuyu çocukların okul dışı yaşantılarıyla ilişkilendirmek, 4. Öğrenciyi tanımak ve 5. Öğretmenin insanlığını öğrencilerle paylaşması gibi değişkenler yer almaktadır (14).
Sosyal içgörü ile ilgili faktörler dikkate alındığında, bu faktörlerden sosyal beceri ve sosyal beceriyi oluşturan unsurlarla ilişkileri görülebilir. Öğrencinin içinde bulunduğu dönemin kültürünü anlamak ve öğrencinin havasını anlamak, sosyal ve duyuşsal duyarlı olmayı gerektirmektedir. İnsanlığınızı öğrencilerle paylaşın değişkeninde ise; başarılı öğretmenler uygun koşullarda güçlü ve zayıf taraflarını öğrencilerle paylaşmaktan korkmazlar anlayışı vardır.
Öğretmenler sosyal becerileri oluşturan değişkenlere bir bütün olarak sahip olmalıdır. Bu değişkenlerden biri ya da bazılarına sahip olmak sosyal yeterlik için yeterli değildir. Çünkü sosyal beceriyi oluşturan unsurlar birbirleri ile ilişkilidir. Diğer bir deyişle öğretmen sosyal ve duyuşsal yönden anlatımcı, duyarlı ve kontrol becerilerine sahip olmak durumundadır. Bunlardan bazılarına sahip olup diğerlerine sahip olmamak eksiklik olarak görülmektedir. Riggio’a göre (15):
“Her sosyal beceri ve sosyal etkililik arasındaki ilişki her zaman aynı düzeyde değildir. Diğer sosyal beceri unsurları ile bağlantılı olarak temel sosyal beceri unsurlarından sadece birine sahip olmanın herhangi bir işlevi olmayabilir. Örneğin; bazı bireyler anlatımcıdır, fakat düzenleme ve kontrol becerileri olmadığından dolayı, diğer bireylerin dikkatlerini çekseler ve olumlu tepkiler alsalar bile, çabuk kızabilirler ve son derece huysuz olabilirler. Sonuç olarak, genel sosyal becerilerle ilgili özel unsurlardan söz edebiliriz. Ancak, bunlar diğer beceri unsurları ile birleştiğinde önemli unsurlar hâline gelebilirler”.
Sonuç
Öğretmenler sosyal becerileri oluşturan değişkenlere bir bütün olarak sahip olmalıdır. Örneğin, öğretmen kendisini ifade edebilir, sınıfı kontrol edebilir ancak duyarlı değilse öğrencileri anlamak konusunda yetersizlik sergileyecektir. Bu da öğretimle ilgili plânladığı bazı hedeflere ulaşmasını engelleyebilir. Öğrenci kendisini dinlemeyen ve/veya denleyemeyen öğretmenden ders dinlemek istemeyebilir. Öğretmen anlatımcı, duyarlı olabilir ancak kontrol becerisi yoksa sınıfta en küçük bir olaya öfkelenip kendisini güç durumda bırakacak tepkiler sergileyebilir. Ancak duyuşsal ve sosyal yönden kontrol becerilerine sahip olmakla olumsuz tepkilerden kaçınabilir.
Özet olarak öğretmenler, duyuşsal kontrol, duyuşsal duyarlık vb. gibi sosyal becerilere sahip olabilirler. Bunlar önemlidir. Fakat genel olarak sosyal becerilerin varlığı için yeterli değildir. Örneğin, öğretmenin duyuşsal ve sosyal duyarlık becerileri yüksek, sosyal kontrol ve anlatımcılık becerileri düşük ise, öğrencilerin sosyal davranışlarını anlarlar ve etkileşim normlarını bilirler ancak öğrencilerle sosyal etkileşim kuramazlar. Bunun sonucu olarakta öğrencilerine istendik davranışları kazandırmada yetersiz kalabilirler. Öğretmenlerde gözlemlenen bu yetersizliği giderebilmek için şu etkinliklere yer verilebilir:
Öğretmen yetiştiren kurumlarda, öğretmen adaylarına ve Hizmet içi eğitim programlarında da öğretmenlere sosyal becerileri kazandıracak şekilde plânlamalar yapılabilir, bu programlar doğrultusunda sosyal becerileri kazandıracak derslere yer verilebilir.
ÇOCUKLARDA UYKU BOZUKLUKLARI uykusuzluğun çocuklar üzerindeki etkisi
Çocuklarda %20-%30 oranında uyku bozukluklarına rastlanılmaktadır. Bu çocukların % 27 sinde uykuya dalma güçlüğü, %25 inden fazlasında ise sık gece uyanmaları görülmektedir.
EEG, kas tonusu ve göz hareketi verilerine dayanarak tanımlanan; REM ve NREM dönemleri çocuk ve ergenlerde, erişkinlere göre farklılıklar gösterir. REM ve NREM uykuları gece boyunca döngüsel olarak yer alırlar, döngü zamanı bebeklikte 50-60 dakika iken, geç çocukluk ve erişkinlikte 90 dakikaya uzar. Çocuklarda çok büyük oranda derin-yavaş dalga uykusu (dönem 3 ve 4) vardır; yaş büyüdükçe bu uyku biçimi azalır. Bu uyku dönemlerinde (genellikle uykunun ilk 1-3 saati) çocukları uyandırmak zordur; eğer uyandırılabilirse genellikle yönelim bozukluğu, konfüzyon ve bilişsel işlevlerde yavaşlama görülür .
Anne rahminde durum daha farklıdır. Fetusta gerçek uyanıklığın olmadığı düşünülür, ancak aktif uyku ile sessiz uyku arasında gidiş gelişler olur. Aktif uyku sırasında yutma, tekmeleme, solunum gibi hareketler gerçekleşir. 30 ncu gebelik haftasından önce doğan bebeklerde REM uykusu, toplam uyku zamanının %90’ınını oluştururken, zamanında doğan bebeklerde bu oran %50 civarındadır. Yaş arttıkça REM dönem süresinde azalma devam eder. Miadında doğan bebekte 24 saatin %75’i uykuda geçerken, 6 ncı aya geldiğinde bu oran %50’e düşer. Bir yaşındaki çocuk 2,5 saat gündüz ve 11 saat gece uyur. Gündüz uykusu iki ayrı bölümde uyunabilir. Üç yaşındaki çocuklar genellikle gece 10,5 saat gece, gündüz ise tek seferde 1,5 saat uyur. Gündüz uykuları 4 veya 5 yaşından sonra kesilir . Bebeklerde gece kısa süreli uyanmalar genelde gözlenir, ancak bir süre sonra uykuya yeniden dalarlar. İki aylık bebeklerde bu tarz uyanmalar uykularının %9’unu oluştururken, dokuzuncu aya ulaştıklarında bu oran %6’ya düşer .
Oyun çocukları ve okul öncesi yaş grubu çocuklarında uykuya dalma güçlüğü ve gece uyanmalarının en sık nedeni uykuya başlama çağrışımları ile ilgili olanlardır . Anne babanın yardımı olmaksızın yerleşme, kendini rahatlatma ve uykuya dalma, çocuklarda öğrenilen davranışlardır. Eğer bir çocuk uykuya dalmak için annesinin yardımına (sallanma, beslenme, kucağa alma) ya da özel etkinliğe (oyuncak, müzik) alışmışsa, gece uykusu içindeki uyku basamakları arasındaki fizyolojik uyanmalarında da bu çevre şartlarını isteyecektir. Uykuya dalma güçlüğü olan çocuklarda bu fizyolojik uyanışlarda anne baba müdahalesi ya da alışılmış özel davranışların yapılması gerekir. Bu problemin en iyi tedavi yöntemi davranış tedavileridir, bu teknikler uyaran kontrolü ve dereceli söndürmeyi içerir .
Uyku problemleri yönünden sosyal sınıf farklılıkları olmamasına karşın, maddi güçlükler, hastalık ve konut sıkıntısı gibi sosyal stresi olan ailelerin çocukları daha kötü uyku paterni olmaktadır . Annenin depresyonunun çocuğun uyku güçlükleriyle birlikte olduğuna dair çok kanıtlar vardır. Örneğin, bir araştırmada; sık ve sürekli gece uyanması olan bir ve iki yaşındaki çocukların annelerinde daha yüksek psikiyatrik semptom sıklığı olduğunu bulunmuştur. Aynı araştırmada uyku sorunu olan ve olmayan yürüyen bebekleri karşılaştırdığında uyku sorunu olan yürüyen bebeklerin annelerinde maternal depresyon sıklığı daha sık bulunmuştur.
ÇOCUKTA ÖĞRENME SORUNLARI çocuk nasıl öğrenir
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, Öğrenme sorunlarının üç gruba ayrıldığını vurgulayarak, bunları şöyle sıraladı;
1- Zeka azlığı ve bazı fiziksel sorunlar nedeni ile ilgili öğrenme sorunları.
2- Bazı ruhsal sorunlara bağlı olan öğrenme sorunları.
3- Diğer öğrenme sorunları.
Zeka azlığı ve bazı fiziksel sorunlar nedeni ile ilgili öğrenme sorunları
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, “Bir çocuğun okulda öğretilen bilgileri öğrenebilmesi için zeka düzeyinin normal sınırlar içinde olması gerekir. Zeka testlerinde elde edilen sonuçlara göre zekası 90-110 arasında olanlar normal zeka düzeyinde kabul edilmektedirler.Başka bir öğrenme sorunları yoksa normal düzeyde öğrenebilmektedirler. Zeka düzeyi 70-90 arasında olanlar sınırda zeka düzeyine sahip çocuklar olarak kabul edilmektedir. Bu grupta yer alan çocuklar güç ve yavaş öğrenirler. Uygun koşullarda ciddi sorunlar yaşamayabilirler. Ancak karışık iş ve durumlarda desteğe ihtiyaçları vardır. Okul eğitiminde başarıları alt düzeydedir.Yaşam koşulları ile ne derece başa çıkabildikleri, bireysel olarak ne derece bağımsız yaşayıp yaşam koşullarına uyum sağlayabildikleri, eğitim, motivasyon, kişilik özellikleri, mesleki fırsatlar, ruhsal bozukluklar ve bazı fiziksel sorunlar gibi etkenlere bağlıdır” dedi.
Zeka düzeyleri düşük öğrenciler özel sınıflarda okumalı
Zeka düzeyleri 50-55 ile 70 arasında olan çocuklar hafif düzeyde zeka azlığı olan çocuklar olarak kabul edildiğini belirterek, zeka azlığı olanların % 85’inin bu grupta olduğunu kaydetti. Çöpür, “Okul eğitimi başlayıncaya kadar diğer çocuklardan ayırt edilmeyebilirler. En fazla altıncı sınıf düzeyinde okul becerileri kazanabilirler. Normal sınıflarda öğrenmeleri geç ve güç olur. Ancak kaynaştırma eğitimi şeklinde normal sınıflarda öğretmenlerin özel ilgi ve toleransına ihtiyaç duyarlar. Erişkin yaşamında, ancak kendi başına yaşayabilmeye yeten toplumsal ve mesleki yetenekler kazanabilirler. Zorlu durumlarda denetim ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Zeka düzeyi 35- 55 arasında olanlar orta düzeyde zeka geriliği olan çocuklardır. En fazla ilkokul ikinci sınıf düzeyinden okul becerileri edinebilirler. Özel sınıflarda eğitim görmeleri gerekir. Görme ve duyma sorunu olan çocuklar, konuşma gecikmesi olan çocuklar, epilepsi hastalığı olan çocuklarda öğrenme sorunu yaşamaktadırlar. Çeşitli ruhsal sorunları olan çocuklar, aile ortamı sorunlu olan çocuklar ve öğrenme koşulları yeterli olmayan çocuklarda da öğrenme güçlükleri görülebilir” diye konuştu.
Öğrenme bozuklukları
Öğrenme Bozuklukları hakkında bilgi veren Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, bu konudaki sorularımızı yanıtladı…
Öğrenme bozukluğu nedir?
Bazı çocuklar uygulanan zeka testlerinde normal puanlar almalarına ve uygun bir eğitim almalarına rağmen okuma, yazılı anlatım ve matematik alanında beklenenin önemli ölçüde altında başarı göstermektedirler.Bu çocuklar özel öğrenme bozukluğu olan çocuklar olarak adlandırılmaktadır. Öğrenme bozuklukları % 2- 10 arasındadır.
Özel öğrenme bozukluklarından okuma bozukluğunu açıklar mısınız?
Yaşı, zeka düzeyi, aldığı eğitime göre doğru okuma, okuma hızı ve okuduğunu anlama düzeyi düşüktür. Bu durum okul başarısını ve okuma becerileri gerektiren günlük yaşam etkinliklerini bozar. Okuma bozukluğu olan çocuklarda çoğunlukla yazılı anlatım bozukluğu ve matematik bozukluğuda vardır. Bu bozukluk % 60- 80 oranında erkeklerde görülmektedir. Bu çocukların okul başarıları diğer çocuklarda düşük olur.Genellikle okula başlamadan önce fark edilmemektedir. Zekası yüksek olan çocuklarda bu bozukluk dördüncü sınıfa kadar ayırt edilmeyebilir. Erken teşhis ve uygun eğitimle çocukların önemli bir kısmında iyi sonuç alınmaktadır.
Matematik bozukluğu nedir?
Takvim yaşı , ölçülebilir zeka düzeyi ve aldığı eğitim ve öğrenme koşulları göz önünde bulundurulduğunda matematik becerileri normalin önemli ölçüde altındadır.Matematikteki sıkıntı, okul başarısını yada matematik becerileri gerektiren günlük yaşam etkinliklerini önemli ölçüde bozar. Matematik terimlerini, işlemlerini, ve kavramlarını anlama ve adlandırma, yazılı problemleri matematik sembollerine çevirme, matematik işaretlerini okuma, tanıma , şekilleri doğru kopyalama, sayıları hatırlama bozulmaktadır. Okul çağı çocuklarının % 1’ nde görülmektedir.
Yazılı anlatım bozukluğu nedir?
Çocuğun takvim yaşı, ölçülen zeka düzeyi, ve yaşına uygun olarak aldığı eğitim göz önünde tutulduğunda yazma becerileri beklenenin önemli ölçüde altındadır. Yazılı anlatımdaki bozukluk okul başarısını ve yazılı anlatım gerektiren günlük yaşam etkinliklerini önemli ölçüde bozar. Bu bozukluğu olan çocuk yazılı metinleri bütünleştirmede zorluk yaşar. Cümlelerde dilbilgisi ve noktalama hataları, çeşitli heceleme yanlışlıkları ve aşırı derecede kötü el yazısı vardır. Bu bozukluk büyük çoğunlukla yukarıda belirtilen diğer öğrenme bozuklukları ile birliktedir.Ve ikinci sınıfa kadar anlaşılmayabilir.
Aileler hangi kriterleri esas almalı?
- Çocuğunuz yaşıtları gibi öğrenemiyorsa,
- Zekası normal göründüğü halde ve diğer alanlarda normal göründüğü halde okuması geri kalıyorsa,
- Zekası normal göründüğü halde matematik veya yazılı anlatımda sorunlar yaşıyorsa,
- Okulu sevmiyor ve okula gitmek istemiyorsa,
- Okulda uyumsuzluk gösteriyorsa,
- Ders çalışmaya karşı isteksiz davranıyorsa,
- Ders çalışırken çabuk sıkılıyorsa,
- Uygun öğrenme koşulları olduğu halde öğrenmesi geri kalıyorsa
ÇOCUKTA RUHSAL SORUNLAR– uyumsuz çocuk kimdir?
Uyumsuzluk Belirtileri
Gelişim basamaklarında çocukların karşılaştığı sorunlar çok çeşitlidir.Bunların birçoğu,o döneme özgü olan,ana babanın desteğiyle çözümlenecek nitelikte sorunlardır.Ancak çocuk bu desteği bulamaz yada ana baba desteği yanlış olursa,olan sorunlar büyür.
Örneğin oyun çağında oyuna doymamış yada arkadaşlık ilişkisi kurmamış bir çocuk,okul çağında,toplu oyunlara katılamaz,yaşıtlarıyla yarışamaz.Dolayısıyla olgunluk düzeyi yaşıtlarından geri kalır.Onlarla kaynaşarak olgunluk çağını yaşamak yerine,bir önceki dönemin sorunlarıyla başa çıkmaya uğraşır.
Çocuklarda ruhsal sorunlar dış etkenlerden de kaynaklanabilir.Başka bir uyumsuzluk şeklide,aile içi etkileşim,yaşantılar veya yanlış yetiştirme sonucu ortaya çıkar.
Ruhsal belirtiler tek başlarına çocuğun uyumsuz ve dengesiz olduğunu kanıtlamaz.Belirti,belli bir gelişim döneminde sıklıkla görülen geçici bir durun olabilir.
Belirtinin sıklığı ve gücüde başka bir etken olarak kullanılabilir.Belirtinin sürekliliği de önemlidir.Örneğin yeni bir kardeş doğumundan sonra görülen hırçınlıklar,huysuzluklar olağan tepkiler olarak değerlendirilebilir.Ancak çeşitli nedenlerle bu belirtilerin sürüp gitmesi uyumsuzluk olarak saptanabilir.
Çocuğu ruhsal sorununu çözümlerken ailesi ve çevresiyle birlikte alıp incelenmesi gerekmektedir.Çünkü her çocuk değişik koşullar ve yaşantılardan geçerek belirtiler oluşturur.
Uyumsuzluk Çeşitleri
a) Davranış Bozuklukları: Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı olarak,iç çatışmalarını davranışa aktarması sonucu çıkar.
b) Duygusal Bozukluklar: Çocuğun kendini tedirgin eden ruhsal belirtilerdir.Korkular,kuruntu lar,uyku bozuklukları,kekemelik vb
c) Alışkanlık Bozuklukları: Parmak emme,gece işemeleri ve dışkı kaçırma gibi alışkınlıkların düzensizliğidir.
d) Ağır Ruhsal Bozukluklar: İçe kapanıklılık ve psikoz denen ve çocuğun uyumunu her alanda ve sürekli olarak bozan ruhsal rahatsızlıklar.
KORKULAR
Canlı varlıkların,görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında gösterdikleri en doğal tepkidir.Genellikle yeni olan ve bilinmeyen her şey ürküntü verir.Örneğin bir bebek için her şey korkutucudur.
Ülkemizde ana babalar,nineler,dedeler korkuyu bir disiplin amacı olarak kullanırlar.Uyumayan çocuğa “hav hav geliyor !Uyumazsan öcü gelir alı!” çocuğun sesi soluğu kesilir.Bu yol ana babaya kolay gelir, hem de çocuğu hırpalamadan yapıldığı için sakıncasız bir yöntem olarak düşünülür.Ne yazık ki doğru bir yöntem değildir.
Yaşına göre çok korkak yada korkuları çok süren çocuklarda yapılacaklar;
- Çocuğun korkuları karşısında sert tepkilerden kaçınır.
- Çocuğu ayıplayıp utandırmaktan kaçının,korkuyla alay etmeyin,korkunun üstüne gitmeyin.
- Korkunun nedenlerini araştırın.Korkuları bastırmaya bir korkuyu başka bir korkuyla yenmeye çalışmayın.
Okul Korkusu
Ana-babaları çok şaşırtan bir korku türü de çocuğun okula gidişiyle ilgilidir. O güne kadar okulunu seven ve derslerinde başarılı olan çocukta isteksizlik görülür.Sabahları karın ve baş ağrılarından yakınmaya başlar. “Bugün okula gitmesem olmaz mı?” Evde kalınca yakınmaları kısa sürede geçer.Hiçbir şey olmamış gibi oynar.Ancak ertesi sabah okula gitme isteksizliği yeniden çıkar.Okula ağlayarak gider.Derslerine girer çıkar.Öğretmen çocukta bir değişiklik sezmez.Çalışkandır evdeki tedirginliğini okulda göstermez.Ancak okul dönüşünde isteksizliği tekrar başlar.
Sizce okul korkusu denilen bu durum nasıl açıklana bilir?Çocuk okuldan çok evdeyken korku çektiğine göre bu duruma okul korkusu diyebilir miyiz?
Bunu bir örnek hikaye ile açıklayalım;
On yaşında ve çok başarılı bir öğrenci olan Fatma ders yılı ortalarında okula gitmek istemediğini söylemiş neden olarakta önceleri başının ağrıdığını,arkadaşlarının onu sevmediğini,aralarına almadıklarını söylemiştir.Ana-baba bu yakınmalara rağmen okula göndermiştir.Ancak bir süre sonra Fatma gitmemekte diretmiştir.
Tatlı sözler,korkutmalar ve dayak hiç bir sonuç vermeyince ana-baba Fatma’nın bir süre evde kalmasını kabul etmişlerdir.Evde kaldığı süre içinde annesine yardım etmiş,dersine çalışmış ve herhangi bir tedirginlik belirtisi göstermemiş.Annesi düzeldiğini düşünerek okula gitmesi gerektiğini söyleyince sıkıntıları dahada artmıştır.Bunun üzerine aile Fatma’yı Ruh Sağlığı bölümüne götürmüş.
Burada yapılan konuşmalar sonucunda;
Fatma’nın okul korkusu çıkmadan bir kaç ay önce anneannesini kaybettiği bir süre sonra annesinin düşerek bacağını kırdığı ve eşini yitiren dedenin de daha yasları bitmeden evlenmeye kalması aile için bir başka üzüntü kaynağı olmuş.Okul açıldıktan bir süre sonra anne rahatsızlanarak hastaneye yatmış ve Fatma eve gelince annesini bulamayınca çok ağlamış.Başta anlatılan sorunlar nedeniyle anne kızıyla fazla ilgilenememiş ve en son anne hastaneye yatırıldığında Fatma’nın onu evde bulamaması anneyi kaybetme korkusunu büsbütün pekiştirmiştir.
Annesine bağımlı bir çocuk olan Fatma,bu korkusunu ancak okula gitmeyip evde kalarak bastırıyordu .Bilincine varamadığı asıl korkusunu okula aktarıyor.Evde kalmasının gerekçesi olarak bunu kullanıyordu.Evde kaldığı zaman sıkıntı ve tedirginlikten uzak oluşu da bundan ileri geliyordu.
BAĞIMLILIK
Bağımlı çocuk evde olsun okulda olsun yaşından daha çocuksu davranır.Girişken değildir ve kendine güveni yoktur.Yanında onu kollayacak birilerinin olmasını ister.Evde annesinin okulda öğretmeninin koruyuculuğu altına girer.
Kimi zaman sıkılganlık ve çekingenlik o dereceye varır ki çocuk kendi aile üyeleri dışında kimseyle konuşmaz.Yabancılar yanında dilsiz gibi davranır.Hekimlik dilinde “seçmeli dilsizlik “adı verilen çok ağır bir ruhsal bozukluk gösterir.
Bağımlılığın başlıca nedeni ana-babanın aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumudur.İstekleri önceden sezilip yerine getirilmiş bir dediği iki edilmemiş,kendi işini kendi görmeye olanak verilmemiş çocuğun deneme yanılma yoluyla öğrenmesi engellenmiş her şeyde hazıra alıştırılmış.Sonuç olarakta çocuk tanımadığı çevreden kendini soyutlamıştır.
KEKEMELİK
Kekemelik 7 yaşından önce ortaya çıkan bir konuşma bozukluğudur.Belli bir yaşa dek düzgün ve akıcı konuşan çocuk,yavaş yavaş ya da birden tutulur.İlk heceleri çıkarmakta güçlük çeker,sözü uzatır .Sıkılır,bunalır,kızarır,el kol veya baş oynatarak konuşmaya uğraşır.Kimi çocuk belli sözlerde,kimi çocuk ilk sözlerde takılır.Kimi çocuk okulda ve büyüklerini yanında kekeler,kimisi yalnız,gergin ve tedirgin olduğu anlarda takılır .
Bu çocukların hepsi uyutum (hipnoz) altında çok akıcı konuşturulabilirler.Bütün bu gözlemler kekemeliğin ruhsal durumlarla yakın ilgisi olduğunu göstermeye yeter.
Son bir yıl içinde kekelemeye başlayan 75 çocukta yapılan incelemede,kekemeliğin büyük çoğunlukla belirgin bir korkutucu olayı izlediği saptanmıştır.Bu çocukların örseleyici olaydan öncede , korkak çocuklar olması dikkat çekicidir.
Kekeme çocukların aileleri incelendiğinde,ana babalarının aşırı titiz ve kuralcı olduğu gözlenmiştir.Bu ana babaların çocuklarından beklentileri çok yüksektir.Çocuktan yaşının üstünde usluluk ve düzen bekler, sık sık eleştirirler.Bu ortamda,hele konuşmayı yeni sökmüş bir çocuk ,neyi söyleyip neyi içinde tutması gerektiğini iyi tartmak zorundadır.Ağzından çıkabilecek yanlış bir söz başına bir iş açabilir.Böyle bir çıkmaza düşen çocuk doğaldır ki çelişkili eğilimler arasında kalıp, duraksayacaktır.Kekemelikte,ço cuktaki, bu duraksamanın ve iç çatışmasının dile yansımasından başka bir şey değildir.
Ailenin alması gereken önlemler;Çocukların konuşmasına sürekli karışma ve düzeltme yapmamalılardır,bu çocukta hep takılacağı korkusunu yerleştirir.Ana babanın sabırsız ve üzüntülü görünüşleri kekeleyecek diye tetikte beklemeleri çocuğun iç gerginliğini artırabilir.Ana baba konuşma biçimi üzerinde durmadan,çocuğu korkutan,kaygılandıran sebepleri araştırmalıdır.Tedirginliğini azaltıcı önlemler almalıdır.
DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
Yalan:
Yalan söylemek herkesçe ayıplanan bir davranıştır.Yalan dolanı bol bir dünyada yaşıyoruz.Bu ortamda çocukları yalandan uzak tutmanın güçlüğü ortadadır.Çocuğa hem açık sözlü olmayı öğretmek,hem de onu yalana kaymayacak şekilde yetiştirmek çetin bir eğitim sorunudur.Çocuk gerçeği değerlendiremediği,görüp duyduğunu çarpıttığı için uydurur.Kimi ana baba çocuğun olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar.Oysa çocuklar gerçeğe uydurma yoluyla ulaşır.
Çocuk çok sık sık yalana başvuruyorsa,bu durumda,çeşitli nedenlere bağlı olarak,ana babayla çocuk arasındaki güven sarsılmış demektir.
Daha sakıncalı bir yöntemde gizli polis yöntemiyle “doğru söylersen ceza vermeyeceğim” diye kandırdıktan sonra “biliyordum bunu senden başkasının yapmayacağını! dayak yede aklın başına gelsin!” diyerek çocuğa girişmektir.Gerçeği söylemenin başına iş açacağını gören çocuk yalan söylemenin kendini kurtarmak için en kolay savunma aracı olduğuna kanaat getirir.
ÇALMA:
Çalma,her yerde ve her çağda,yalandan daha çok ayıplanan ve sıklıkla da cezalandırılan bir suçtur.
Yinelenen çalmaların en önemli nedenini çocuğun doyumsuzluğunda aranmalıdır.Bunu kısa bir hikayeyle örneklendirelim;
Ahmet 11 yaşında bir ilk okul öğrencisi,bir kez babasının cebinden birkaç yüz lira çalıp çarçur etmiş ve babasından dayak yemiş.Bir süre sonra arka arkaya arkadaşlarının cebinden,çantasından para çalmış ve yakalanmış.Dayak yemiş ve okuldan atılmakla korkutulmuş.Ahmet’in ailesinin durumu gayet iyiymiş,babası iş adamıymış,sık sık iş gezilerine gidermiş,çocuklarıyla ilişkileri gayet soğukmuş ve çocukları babasından çok çekinirmiş.Ahmet’in annesiyle ilişkileri gayet sıcak ve annesi ona karşı çok ilgiliymiş.
Arkadaşları fazla yokmuş.Evden dışarı fazla çıkmazmış.Bir süre önce annesi yeni doğum yapmış ve Ahmet’e olan ilgisi azalmış,eskisi kadar ona ilgi gösterememiş.Tek sevgi kaynağının da ondan çekilmesiyle çocuk babasının cebinden para çalarak ondan öç aldığını düşünüyor.Fakat bu durum onda suçluluk duygusu uyandırıyor ve çalarken yakalanmaya çalışıyor.
Öyle ki son olarak herkesin önünde arkadaşının cebine sarılarak parasını almaya çalışıyor.Aldığı cezalarla ve ayıplamalarla ana-babasına duyduğu kızgınlıkta ileri gelen suçluluk duygusunu yatıştırıyordu.
Bu kısa hikayeden de anlaşılacağı gibi çocuğun ailesinin ilgisizliği karşısında ne kadar aşırı tepki göstere bileceği görmüş olduk.Ana ve babaların çalmalar karşısında soğuk kanlı davranmaları nedenli güç olsa da gereklidir.
6-İÇE KAPANIKLIK SAYRILIĞI
ÇOCUKLUK PSİKOZLARI:Yaygın anlamıyla delilik olarak bilinen psikozlar çocukluk çağında seyrek rastlanan ağır ruhsal bozukluklardır.İçe kapanma hastalığı olarakta tanımlana bilen psikozların en belirgin özelliği çevreden kopma ya da kendi kabuğuna çekilmedir.Kısacası psikozlu bir çocukta ağır bir uyumsuzluk ve kişilik gelişiminde duraklama söz konusudur.Zihinsel gelişimi ve öğrenimide büyük ölçüde aksar.
ERKEN ÇOCUK OTİZMİ:İlk yaşla üçüncü yaş arasında başlayan bir çocukluk psikozu türüdür.En belirgin özelliği çocuğun çevreyle ilişki kurmaması içine kapanık olmasıdır.Çocuk duymuyor,görmüyor gibi davranır,adıyla çağrılınca aldırmaz,sorulara yanıt vermez.Anababasına bile sokulmaz sevilmekten,okşanmaktan hoşlanmaz.
Otistik bir çocuk bir oyuncak arabayı durmadan yere sürterek ,kapıyı açıp kapayarak,saatlerce oynaya bilir.Bir oyunu engellenirse çok büyük tepki gösterir.Değişiklikten hoşlanmayan çocuklardır. Konuşması hiç yoktur ya da çok azdır.Ancak otistik çocuğun en şaşırtıcı özelliği cümle kursa bile bunu kendi keyfince yapmasıdır.
7-ÇOCUK RUH HEKİMLİĞİ
Çocuk Ruh Hekimliği çocukların ruhsal sorunlarını inceleyen ve çözmeye çalışan bir hekimlik dalıdır.
ÇOCUK RUH HEKİMLİĞİ NASIL ÇALIŞIR?
Çocuk Ruh Hekimi ilk görüşmeyi anababayla yapar.Çocuğun sorunlarının ne zaman nasıl başladığını ve nasıl geliştiğini öğrenir.Bundan sonra ananbabanın tutumlarını,çocuk yetiştirme anlayış ve yöntemlerini araştırır.Anababanın ayrı ayrı kişilik özelliklerini tanımaya çalışır.Aileyi toptan etkileyen sıkıntılar üzüntüler ve hastalıklar olup olmadığını inceler.Sağaltımın bitişinden bir süre sonra,alınan yolu ve önlemlerin verdiği sonucu konuşmak amacıyla aile yeniden çağrılır.
OYUNLA SAĞALTIM:İlkokul çağında ve okul öncesinde ruhsal sağaltım, hem konuşma,hemde oyun aracılığıyla yürütülür.Çocukla en iyi ilişki oyun oynarken kurulur ve yürütülür.Başka bir değişle ,çocuğu tanıma,sorunların nedenini bulup çıkarma işi çocuğun diliyle yani oyun aracılığıyla yapılır
BÖLÜM 8:GENÇLİK ÇAĞI VE SORUNLARI
1-GENÇLİK ÇAĞININ RUHSAL ÖZELLİKLERİ
Ortaokul yıllarına dek düşen ilk gençlik yıllarında ruhsal özellikler ve davranışlar kendini gösterir.Dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğu gider yerine oldukça tedirgin ve çok çabuk tepki gösteren bir genç gelir.
İlk gençlik ve gençlik çağı oldukça fırtınalı bir dönemdir.Bu dönemde çocuk kendi kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir savaş içindedir.
Kendi kimliğine kavuşa bilmek için, genç önce anababa etkisinden sıyrılmaya çalışır.Onun gözünde anababası hiç yanılmaz,hep haklı kişiler değillerdir.Onları eleştirici bir gözle yeniden değerlendirmeye girişir.Düşüncelerini eskimiş bulur.Sanki anadan babadan öğreneceği hiç birşey kalmamıştır.Bu gerçeği gülmece yazarı Mark Twain çok iyi dile getirmiş ^^Onbeş yaşındayken babamı çok bilgisiz sanırdım.Yirmibeş yaşıma geldiğimde babamın geçen on yılda ne çok şey öğrendiğini görerek şaştım^^.Kuşkusuz babası tüm bildiklerini on yıl içinde öğrenmedi.Ama genç olgunlaştı duruldu.Daha sağlıklı düşünmeye başladı.
2-KUŞAKLAR ARASI ÇATIŞMALAR
Erişkinler,gençleri eskiden beri sorumsuz,saygısız ,büyüklerin öğüdüne kulak asmayan ve kendi doğrultularında giden kişiler olarak tanırlar.^^Günümüzün gençleri öyle umursamaz ki ,ilerde ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum.Çok duyarsızlar beklemesini bilmiyorlar v.s.^^
Gençlerin gözünde erişkinler hep geri kafalı ve tutucu kişilerdir.Gençleri anlamaya yanşmazlar.
Eski kuşaklar yeniliklere uymakta güçlük çekince geleneklere ve eski yaşam anlayışına sımsıkı tutundular.Çocuklarınıda kendilerinin uzantısı ve kopyası gibi görme eğiliminde olduklarından gençlerdeki farklılığı yadırgadılar.Oysa yeniliğe açık olan gençler hızlı değişimlere ayak uydurmakta daha başarılı oldular.
Kendi kanatlarıyla uçma isteği kendine toplumda bir yer edinme çabası onları aşırı uçlara itti.Erişkinlerinde gençlere tepeden bakmaları kutuplaşmayı hızlandırdı. Bunun sonucu olarakta anababalarla çocuklar arasındaki iletişim koptu.
GENÇLERLE BARIŞ İÇİNDE YAŞANABİLİR Mİ?
Evet yaşanabilir !
Bunun olabilmesi için gençleri anlamak zorundayız.Gençler ne kadar yatsısalarda yetişkinlerden öğrenecekleri çok şey vardır.Eski kuşaklarla yeni kuşakların birbirinden kopmaması için iletişim kurmaları şarttır.
Peki bu nasıl olur?
Herşeyden önce gençlik çağının fırtınalı bir dönem olduğunu göz önünde bulundurmak lazımdır.Genellikle delikanlıya daha geniş bir davranış özgürlüğünü vermek zorunluluğu vardır.Örneğin arkadaşlarıyla birlikte gezmek eve biraz geç gelmek gibi haklar yavaş yavaş attırılmalıdır.
Buna karşılık gençten gelen her isteği karşılamak gibi bir kural yoktur.Gençler hem daha çok özgürlük arar hemde belli bir yerde dizginlenmeyi bekler.Gence büyüdüğünü ve daha bağımsız olduğunu belirtecek fırsatlar kaçırılmamalıdır.Yaşına uygun sorumluluklar verilmeli,giyim kuşamı seçmesi ona bırakılmalıdır.
3-GENÇLİK ÇAĞININ RUHSAL SORUNLARI
Bu denli fırtınalı bir dönemde ruhsal sorunlarında çok olması beklenir.Bu uyumsuzluk,delikanlılık çağına özgü niteliklerin abartılmış bir biçimde ortaya çıkışıyla olur.Örneğin baş kaldırma ve başına buyruk olma eğilimi ,çeşitli etkenlerle öyle ileri gidebilirki,gençle aile arasındaki bağ kopacak duruma gelebilir.
Uyumsuzluk okulda ve evde sürekli, bir sürtüşme,söz dinlememe, kuralları çiğneme,bağırıp çağırma,vurup kırma,kavgacılık, evden kaçma biçiminde dışa vurabilir.Kimi gençler hızlı yaşamaya,çılgınca eğlencelere ve uyşturucu ilaçlara yönelirler.
Bu çağda intahar girişimleri önemli ölçüde artar.Ailesi ve toplumla önemli çatışmalara düşen ve kendine çıkış yolu bulayan gençler,özellikle genç kızlar intahara kalkışırlar.
Bu çağda kimi genç,topluma karışıp bağımsızlığını kazanacak yerde kendine döner kendini müziğe.bilimsel uğraşlara ,okuyup yazmaya verir.Toplumsal ilişkilerini en aza indirir.
Kimi zaman bu içe dönüş halk arasında erken bunama denen içe kapanma hastalığının (
şizofreni) belirtisi olarakta ortaya çıkabilir.Genç ,insanlardan korkar gibi kaçar,huy değiştirir,kuşkulu ve kuruntulu olur.İnsan ilişkileri gittikçe azalarak tümde kopar.
ÇOCUK MAHKEMELERİ:
Çocuk mahkemeleri ,suçlu ya da suça eğilimli çocukların ve gençlerin korunup ,eğitilmeleri ve yeniden topluma kazandırılmalarını sağlama amacıyla kurulan özel kurulardır.Öteki mahkemelerden ayrı olarak çocuğu yoldan saptıran,davranışını bozan nedenlerin araştırılıp bulunmasına önem verilir.
Çocuk mahkemelerinde bir yargıcın başkanlığında eğitimci,ruh bilimci,ruh hekimi veya toplumsal çalışmadan oluşan yardımcılar görev alır.Bu mahkelerde duruşmalar gizli yapılır.Çocuğun adı ve resmi hiç bir yolla açıklanıp yayınlanmaz.Yargıç çocuğun aile yapısını ve yetiştiği çevreyi ayrıntılı şekilde inceler.
Ne yazık ki bugün ülkemizde suçlu çocuklar tutuk evlerinde azılı tutuklularla birlikte barındırılmaktadır.Oniki yaşındaki bir çocuğun Ağır Ceza Mahkemelerinde iki jandarma arasında yargıç karşısına çıkarılması olağan görüntülerdir.Oysa bir çok batı ülkelerinde onbeş yaşından önce yargılama söz konusu değildir.
Toplumsal eğitim bilimi egitim bilimi
Topluma yönelik eğitim faaliyetlerinin ortak noktası, okul dışı, bir başka ifadeyle örgün eğitimin dışında kalmasıdır. Dolayısıyla, sosyal pedagoji; mecburî eğitimini tamamlamış olan veya buna paralel olarak bazı sosyal sorunlu kişiler için, genelde kamu kurum ve kuruluşlarca düzenli, plâanlı ve sistemli bir şekilde yürütülen yaygın eğitim faaliyetlerinin bütünüdür.
Örgün eğitim sistemine hiç girmemiş veya herhangi bir kademesinde bulunan veya bu kademeden çıkmış gençlere ve bütün yaş gruplarına, örgün eğitimin yanında veya dışında düzenlenen eğitim, öğretim, rehberlik ve uygulama faaliyetleri, sosyal pedagoji kapsamına girmektedir.
Halk eğitiminin yöneldiği kitle; yaş, akıl, cinsiyet, eğitim düzeyi, öğrenme ihtiyacı-isteği, sosyal statü ve sosyal gereklilik bakımından birbirinden farklı kişilerden meydana gelmektedir.
Türkiye’de halk eğitiminden yararlanan kişilerin başında daha çok okuma yazma bilmeyenler, ev kadınları; beceri sahibi olmayan veya niteliksiz işsizler¸ serbest meslek erbabı; yaşadıkları ülkenin lisanını bilmeyen yabancılar, işçiler; işverenler; çiftçi; öğrenci; zanaatkâr ve esnaf gelmektedir.
Sosyal pedagojik faaliyetlerin kapsamına hemen hemen aynı sosyal gruplar girmektedir. Ancak, bu hedef kitlelerin içinde psiko-sosyal yönden sorunlu olan kişiler, asıl sosyal pedagojin ilgi alanına girmektedir.
Sosyal eğitim faaliyetleri, sosyal politikalar, sosyal hizmetler, gençlik hizmetleri ve aile hizmetleri aracılığı ile yürütülmektedir.
Avrupa’da sosyal pedagojik hizmetler, 19. yüzyılda tarafından başlatılmıştır. Hedef grup, daha ziyâde sanayi devriminden olumsuz yönde etkilenen ve şehirlere göç eden büyük ailelerin çocukları olmuştur. Bu dönemde örneğin Almanya’da, özellikle büyük şehirlerde kilise örgütleri tarafından muhtaç gençlere, meslekî eğitim imkânı tanıyan yurtlar, dernekler ve okulların yanında özel çocuk bakım evleri açılmıştır.
Bugün, sosyal pedagojik hizmetlerin faaliyet alanları ile sosyal çalışmanın faaliyet alanları birbirine çok yakındır. Bir kamusal sosyal faaliyet biçimi olarak sosyal çalışma, kötü sosyal şartları ortadan kaldırmak ve sosyal sorunlu kişi ve ailelere aynî veya nakdî destek sağlamakla bu maddî sorunun ortadan kalkmasına yardımcı olurken, sosyal eğitim daha çok bu sosyal grupların eğitimleri ile ilgilenmektedir.
Özürlülerin sosyal hayata adaptasyonu ve eğitimi.
- Alkol ve uyuşturucu bağımlıların psiko-sosyal sorunlarına eğitimsel açıdan yardımcı olmak.
- Yabancıların sosyal hayata uyumlarını kolaylaştırmak amacıyla dil kursları çerçevesinde pedagojik uyum programları sunmak.
- Evsiz-barksız kişilere sosyal konut alanında veya geçici iskan konusunda yardımcı olmak.
- Yardıma muhtaç kişi ve ailelerin psiko-sosyal ve maddî sorunlarını gidermek konularında yardımcı olmak.
- Aile içi şiddete maruz kalmış kadın ve çocukların psiko-sosyal sorunlarına yardımcı olmak ve geçici-kalıcı sosyal konutlar bulmak.
- Çocukların psiko-sosyal ve eğitim sorunlarına yardımcı olmak.
- Tutukluların eğitim gereksinimlerini karşılamak.
- Aileleri korumak ve sağlıklı bir ortamda geliştirmek.
- Çocukların sosyalleşmesine yardımcı olmak.
- Kişilere sosyal ahlâk ilkeleri çerçevesinde sosyal sorumluluk aşılamak.
- Toplumun genel kültürel, meslekî ve eğitim ihtiyacını karşılamak. Özellikle meslek veya sanat sahibi olmayanlara meslekî bilgi ve beceri öğretmek.
- Bireyin kişisel yeteneklerini geliştirmek.
- Bireyin toplum içindeki görevini daha iyi kavramasını sağlamak. Sosyal uyumuna ve gelişimine yardımcı olmak.
- Örgün eğitim kurumlarından yararlanamamış olanlara temel eğitim olanakları sunmak.
- Örgün eğitimden geçmiş kişilere belirli alanlarda duydukları eksikliklerini giderebilmek için tümleyici ve yenileyici eğitim sunmak.
MUHTASAR OSMANLI DEVLETI TARIHI
Bazi tarihçilere göre Osmanli Devletinin kurucusu Osman Bey’in babasi Ertugrul Gazi, Onun babasi Gündüz Alp (Veya Süleyman Sah) Onun babasi Kaya Alp, Onun babasi Gündüz Alp’tir. Bu soylu aile Oguz Türklerinin 24 boyunun en soylusu olan Kayi asiretinin reisi olarak bulunuyordu. Osman Bey’in babasi Ertugrul Gazi, Selçuklu Sultani Sultan Alâaddin tarafindan Bizans sinirina bir uç beyi olarak tayin edilmisti. Ertugrul Gazi’ye yurt olarak verilen yer bugünkü Bursa, Kütahya ve Bilecik vilâyetlerinin sinirlarinin birlestigi yerdir. Sonradan Sögüt kasabasi Bizans’tan alinarak merkez yapilmistir. Selçuklu Devletinde Uç Beyliklerinin vazifesi devletin sinirini korumak ve Hiristiyanlara karsi cihat etmekti.Ertugrul Bey 1281 senesinde vefat etti. Yerine çok üstün kabiliyetlerinden dolayi ailenin en küçük oglu olmasina ragmen ittifakla Osman Bey seçildi ve Uç Beyi oldu.Osman Bey üstün siyaset ve savas kabiliyeti ile komsulari bulunan Bizans tekfurlari ile zaman zaman dostluk kurdu, bazan da savasti. Kisa zamanda Bizans’tan hüyük topraklar elde etti.Bursa ve Iznik fetholundu. Yarhisar ve Karacahisar tekfurlari ile birlik kurdu. Bunun üzerine Osman Bey, Iznik üstüne yürüdü. 1288 de Karacahisar’i ele geçirdi. Kalenin kilisesi camiye çevrilerek Osman Bey adina hutbe okundu ve kadi tayini yapildi. Osman Bey, Bilecik ve Yarhisar kalelerini aldi. (1299) Yarhisar tekfurunun kizi Nilüfer’le oglu Orhan Bey’i evlendirdi. Birinci Murad ile Süleyman Pasa bu evlilikten dünyaya geldiler Osman Bey 1299′da bagimsizligini ilân etti. Gazilere timarlar verdi. Kalelere subasi, dizdar ve kadi tayin etti.1301′de Yenisehir ile Yundhisar’i aldi ve Yenisehir’i merkez yapti.Bundan sonra Yenisehir çevresindeki köy ve kasabalari alan Osman Bey, 1303′de Iznik’i kusatti. Bursa tekfurunun topladigi birligi dagitti.Sonra da bu Sehri aldi. (1326) Osman Bey, Bursa’nin fethinden sonra ayni senede vefat etti.Osman Bey’den sonra yerine oglu Orhan Bey geçti. Orhan Bey de fetihlere devam etti. Bizanslilardan Iznik ve Izmit’i aldi. Iznik kusatmasi sirasinda kalenin yardimina gelen Bizans ordusu yenildi ve Karesi Beyligi, Osmanlilarin eline geçti. Bizans Imparatoru olmak isteyen Kantakuzenos’a yardim gönderildi. Sonra sirasiyle Çimbi Kalesi, Gelibolu, Bolayir, Malkara, Çorlu ve Tekirdag ele geçirildi. Ankara ahilerden alindi.Osmanli Devletinde para ilk defa bu devirde basildi.Orhan Gazi 1362′de ölünce yerine oglu I. Murad geçti. Ankara ahileri’ Sehire hâkim oldular. I. Murad hemen Ankara üzerine yürüdü ve sehri geri aldi. (1363) Sonra Çorlu ve Lüleburgaz’i ele geçirdi. Kumandanlarindan Evranos Bey ve Haci Ilbeyi de Malkara, Kesan, Ipsala, Dedeagaç ve Dimatoka’yi Osmanli topraklarina kattilar. Lala Sahin Pasa da Edirne’yi aldi. Filibe ve Gümülcine de Osmanlilarin eline geçti. Bunun üzerine Haçlilar Edirne’ye yürüdüler. Fakat Haci Ilbeyi Haçlilari perisan etti.Sonra Kizilagaç, Yanbolu, Ihtiman, Samokov, Aydos, Karnabat, Sozapol ve Hayrabolu alindi. Bulgar Krali, Osmanli himayesine girdi. Kizkardesi Prenses Marya’yi I. Murad’a verdi.Çirmen’de Sirplar yenilgiye ugratilinca (1371), Sirp despotu Osmanlilara baglandi ve yilda 50 okka gümüsle, savaslarda yardimci asker vermeyi kabul etti. (1381) I. Murad, sonra Bursa’ya döndü. Oglu Bayezid’i,Süleyman Sah’in kiziyla evlendirdi. Kütahya, Tavsanli, Simav ve Emet gelinin çeyizi olarak Osmanlilara verildi. Aksehir, Yalvaç, Yenisehir, Karaagaç ve Egridir Hamidoglu Hüseyin Bey’den satin alindi. 1385′de Timurtas Pasa, Istip, Manastir ve Ohri’yi ele geçirdi. Bulgaristan’da Sofya ve Nis Osmanli hakimiyetine geçti. Sirp Krali ve Bosna Krali, Hirvat ve Arnavut Prensleri, Osmanlilara karsi birlesti ve 30.000 kisilik bir kuvvetle, Timurtas Pasa’yi Plosnik’te yendiler.Bundan yararlanmak isteyen Avrupa’lilar, Haçli Birligi kurdular.I. Murad, daha Haçlilar birlesmeden Ali Pasa ile Bulgar Kralini ve Dobruca Prensinin kuvvetlerini yenerek onlarin Haçlilarla birlesmesini önledi. (1388) Sonra I. Murad Rumeli’ye geçti ve iki ordu Kosova’da karsilasti. Haçlilar yenildi. Savastan sonra I. Murad bir Sirpli tarafindan sehid edildi. (1389) Yerine oglu Bayezid geçti.I. Murad’in ölümünden faydalanmak isteyen Anadolu’da Aydinogullari, Saruhanogullari, Germiyanogullari, Menteseogullari, Hamidogullari Beylikleri, Osmanlilara savas açtilar. 1389′da Yildirim Bayezid,onlarin Anadolu’daki hâkimiyetlerine son verdi. Bir sene sonra da Karamanlilar’la, Beysehir’i Osmanlilara birakmak sartiyle baris yapildi. Yildirim Bayezid, 1396′da Istanbul’u kusatti. Bu kusatma yeni bir Haçli seferine sebep oldu. Nigbolu’da savas Haçlilarin yenilgisiyle sonuçlandi.Sonra Istanbul kusatmasina devam edildi. Anadolu Hisari yapildi. Istanbul kusatmasm vezir Ali Pasa’ya birakan Yildirim, Anadolu’ya geçerek,Konya’yi Osmanli topraklarina katti. Kadi Burhaneddin’in ülkesi ve Malatya ele geçirildi.Yildirirn Bayezid, Anadolu’da bulundugu sirada “Boucicant” kumandasinda bir donanma Istanbul’a yardima geldi. Istanbul’u Türklerin kusatmasindan kurtardi ve sehir yakinindaki kaleleri geri aldi. Yildirim Bayezid buna çok üzüldü. 1400′de Istanbul’u yeniden kusatti. Bu defa da Timur’un Anadolu’ya girmesi kusatmayi kaldirmasina sebep oldu. Anadolu’ya giren Timur, Sivas’i alarak yagmaladi. Oradan Dogu Anadolu ve Suriye’ye döndü. Yildirim ordusunu topladi ve 1402′de Timur ile Ankara’da karsilasti. Savas Bayezid’in yenilmesi ve esir olmasi ile sonuçlandi. 1403′de Yildirim Bayezid öldü. Onun ölümünden sonra, ogullarindan Süleyman Rumeli’de, Isa Çelebi Balikesir’de. Mehmed Çelebi Amasya’da ve Musa Çelebi Bursa’da padisahlik ilân ettiler. Sonunda Çelebi Mehmed tek hâkim durumuna girdi. Fakat 1421′de vefati üzerine yerine oglu Il. Murad geçti. Kardesi Mustafa’nin isyanini bastirdi. Bizans’i kusatti. Venediklilerle savasti. Egriboz’a ve Mora’ya akinlar yapildi. 1430′da Selânik, Venediklilerden alindi. Eflak ve Sirbistan yeniden Osmanli Devletine baglandi. (1437) Hamidili, Tasili, Konya, Beysehir alindi. Il Murad tahti oglu Mehmed’e birakti. Bu ise Haçlilarin yeni saldirilarina sebep oldu. Il. Murad, Osmanli ordusunun bayna tekrar geçerek Haçlilari Varna’da yendi ve yeniden padisah oldu. 1448′de bir Haçli ordusunu da Kosova’da yendi. Il Murad buradan Arnavutluk’a bir sefer yapti. Akçahisar kusatildi, fakat alinamadi.1451′de Il. Murad ölünce yerine oglu Mehmed padisah oldu. Il. Mehmed, Rumelihisarn yaptirorak Istanbul’u kusatti. 53 gün süren bir kusatmadan sonra sehri fethetti. (29 Mayis 1453) Sirbistan ve Mora ele geçirildi. Ege’de Limni, Tosoz, Midilli, Imroz ve Egriboz Osmanlilarin eline geçti. Fatih Sultan Mehmed sonra 1461′de Trabzon Rum Imparatorlugu’na son verdi. Kirim’daki Ceneviz Kolonileri ele geçirildi. Kirim Osmanli Devletine baglandi. 1473′de Akkoyunlular’a karsi sefere çikildi. Fatih Sultan Mehmed Otlukbeli’nde Akkoyunlu hükümdari Uzun Hasan’i kesin olarak yendi. Firat Nehrine kadar bütün Anadolu, Osmanlilarin eline geçti. 1474′de Karaman Beyligi’ne son verildi. 1480′de Gedik Ahmed Pasa, Italya’nin fethi için çikti. Otranto Kalesi’ni ele geçirdi. Fatih’in ölümü üzerine Italya’nin fethi mümkün olmadi. Fatih 1481′de Misir seferine çikti. Fakat Gebze’de öldü. Yerine oglu Bayezid geçti. Cem Sultan Bayezid ile mücadele etti. Gem Sultan Rodos sövalyelerine, oradan da Papa’ya sigindi.Napoli’de 1595′de öldü. Cem Avrupa’da bulundugu sirada, Bayezid önemli seferlere girismekten çekindi. Bayezid zamaninda Hersek ve Bogdan Osmanli hâkimiyetine girdi.Memlüklar’la Çukurova’da 1485′de baslayan savaslar alti sene sürdü. Savaslar Tunus hükümdarinin araciligi ile sona erdi. Çukurova’da Osmanlilarin eline geçirdigi yerler, Mekke ve Medine vakfi oldugundan,Misirlilara geri verildi. Mora’da Inebahti, Modon, Koron ile Adriya kiyilarindaki Draç Limani ele geçirildi. Sah Ismail, sii mezhebiyle iliskisi dolayisiyle, Sah Kulu isminde bir kimse vasitasiyla, Anadolu’da isyan kartti. Asiler, Hadim Ali Pasa kumandasindaki orduya yenildiler. Bayezid’in son zamanlarinda ogullari arasinda saltanat mücadelesi basladi.Yeniçeriler, kahramanligina ve cesaretine hayran olduklari Yavuz Selim’in tarafm tuttular. 1512′de Bayezid, tahti Selim’e birakmak zorunda kaldi.Yavuz, Anadolu’da büyük bir nüfuz sahibi olan sii’lere karsi harekete geçti. Devlete isyan eden 40.000 kisiyi öldürttü. Sonra da Sah Ismail’e savas açti. Çaldiran’da yapilan savasta, Sah Ismail yenildi. Dogu Anadolu Osmanlilarin eline geçti. Sonra Dulkadirogullari’mn ülkesi ile Maras ve Elbistan fethedildi. Memlüklar önce Merci Dabik’da (1516),sonra da Ridaniye’de (1517) yenildiler. Suriye, Misir ve Hicaz Osmanli idaresine geçti. Yavuz Sultan Selim yeni sefer için Edirne’ye giderken Çorlu’da öldü. (1520) Yerine oglu Süleyman hükümdar oldu.Misir’da “Canberdi lsyani” bastirildi. Belgrad ve Rodos Osmanli topraklarina katildi. lohac;’ta yapilan savasta Macar ordusu yenildi. Macaristan Osmanli Devleti’ne bagli bir krallik haline getirildi. 1529′da Viyana kusatildi. Fakat sehir alinamadi. Osmanli ordusunun çekilmesinden sonra, Avusturya’lilarin Budin’i tekrar almaya tesebbüs etmeleri üzerine Kanuni 1532′de Alman Seferine çikti. Avusturya topraklari yagmalandi. Avusturya’lilar ile 1533′te baris yapildi. Sadrazam Ibrahim Pasa Iran’a gönderildi. Sonra kendisi de hareket etti.Tebriz ve Bagdat alindi. Bundan sonra Akdeniz seferleri basladi. Venedik’e savas açildi. Kanuni karadan, Barbaros Hayreddin ise denizden hareket etti. 1537′de Korfu Adasi kusatildi, fakat alinamadan geri dönüldü. Bir yil sonra da Barbaros Preveze’de, Hiristiyan donanmasini yenerek Osmanli Imparatorlugu’nun Akdeniz hâkimiyetini sagladi. Bu sirada Misir Valisi Hadim Süleyman Pasa, Hint Okyanusu’nda Portekizlilerle savasti. 1540 yilinda Macaristan bir Türk eyaleti haline getirildi. 1543′te Barbaros Hayreddin Pasa, Fransa Krali I. François’e yardim etmekle görevlendirildi. Barbaros, Osmanli donanmasina katilan Fransiz donanmasiyla birlikte, Nis’i bombardiman etti. Bu arada Kanuni de Estergon Kalesi’ni aldi. Ertesi sene de Iran üzerine hareket edildi. Sah Tahmasp, padisahin karsisina çikmaya cesaret edemedigi için, birçok kale alindi.1552′de Sah Tahmasp yeniden saldirdi. Osmanli ordusu, Nahçivan’a kadar ilerledi. Sonra geri dönüldü. Sâhin elçisi gelerek baris yapilmasini istedi. Azerbeycan, Dogu Anadolu, Irak Osmanlilarda kaldi. Kanuni 1566′da Zigetvar Kalesi’ni almak üzere yola çikti. Kusatma devam ettigi sirada öldü. Ölümünden kisa bir süre sonra da kale alindi. Yerine oglu Selim geçti. Selim zamaninda Kibris ele geçirildi. (1570) Osmanli donanmasinin büyük bir kismi, Inebahti’da Haçlilar tarafindan yok edildi. Il.Selim 1574 yilinda vefat edince, yerine oglu Ill. Murad geçti. Sokullu Mehmed Pasa sadrazamlikta birakildi. Iran’la 12 yil süren savaslar, Osmanlilarin üstünlügü ile sonuçlandi. 1590′da Istanbul Anlasmasi yapildi.Tebriz, Karabag, Gence, Kars, Tiflis, sehrizor, Nihavend, Luristan Osmanli hâkimiyetine geçti.Osmanli – Avusturya savaslari yeniden basladi ve Osmanli Devleti’ne bagli olan Erdel Kraliyla, Eflak ve: Bogdan Voyvodalari da Avusturya Imparatoru Rudolf ile birleserek, Osmanli Devleti’ne isyan ettiler. Bu savaslar sirasinda Ill. Murad öldü. Yerine oglu Mehmed geçti. (1595)1596′da Egri Kalesi alindi. Hâçova’da Avusturya ordusu yenildi. Bundan sonra Kanije Kalesi alindi. 1601′de Avusturya’lilarin kaleyi geri almak için giristikleri saldirilar, Tiryâki Hasan Pasa’nin basarili savunmasi karsisinda bir sonuç vermedi. Sonra Estergon Kalesi alindi. Erdel, Eflâk ve Bogdan tekrar Osmanlilara baglandi. 1606′da Avusturya ile Zitvatorak Anlasmasi yapildi. Egri, Kanije, Oyvar Osmanlilara geçti.Avusturya savasi devam ederken Ill. Mehmed öldü. Yerine
oglu I.Ahmed geçti. 1603′te Osmanlilar Avusturya savaslari ile ugrasirken, Iran Sahi Osmanli topraklarina saldirdi. Iran savaslarinin bu ikinci safha” sina da, Istanbul’da yapilan bir antlasmayla son verildi. Iran’lilar her yil Osmanlilara iki yüz yük ipek vermeyi kabul ettiler. Sah Abbas 200 yük ipegi vermeyince, Iran’a tekrar savas açildi. Bu defa bir basari elde edilemedi. 1618′de yapilan yeni bir antlasma ile savaslara son verildi. Bu arada Anadolu’da Celâli Isyânlari basladi. Devleti Aliyye zayiflamaya yüz tuttu. Askeri basarilar azaldi. Karayamci, Deli Hasan, Tavil Ahmed,Kalenderoglu, Canbuladoglu gibi Celâli reisleri, senelerce merkez idâresine ve kapikulu askerlerine karsi savastilar. Bu isyanlar Kuyucu Murad pasa zamaninda bastirildi. I. Ahmed’den sonra tahta geçen I. Mustafa,hâstaydi. Bu yüzden tahttan indirildi. Yerine Il. Osman pâdisah oldu.Il: Osman zamaninda Lehistan kazaklarinin Osmânli topraklarina saldirmalari yüzünden meydana gelen savasa Il. Osman da katildi. Il. Osman bu savasta yeniçerilerin disiplinsizligini gördü ve onlari ortadan kaldirmaya, yeni bir askeri teskilât kurmaya karar verdi. Yeniçeriler isyan ettiler. 1622′de Il. Osman tahttan indirildi ve öldürüldü. Yerine ikinci defa I. Mustafa getirildi. I. Mustafa kisa bir süre sonra tahttan indirilerek yerine IV. Murad padisah oldu. Iran’la savas yeniden basladi. 1624′de Bagdat Iran’lilar tarafindan ele geçirildi. Anadolu’da Abaza Mehmed Pasa Isyani, Istanbul’da ise Kapikulu Ocaklari’nin isyani çikti. IV. Murad siki bir disiplin kurdu ve kanli temizlik hareketleriyle asayisi yeniden sagladi. Devlet nizamina bir çekidüzen verdikten sonra, birinci Iran seferine Cikti. Revan’i Iran’lilardan geri aldi. Ikinci Iran seferinde de Bagdat’i ele geçirdi. IV. Murad 1640′da ölünce, yerine kardesi Ibrahim geçti.1645′de baslayan Girit Savasinda, Hanya Kalesi alinmakla birlikte adanin büyük bir kismi Venediklilerde kaldi. Venedikliler donanmalariyla Osmanli kiyilarina saldirdilar. Bu arada Sultan Ibrahim tahttan indirildi,yerine oglu IV. Mehmed geçti. Istanbul’da kapikulu ocaklari, Anadolu’da Celâli isyanlari ve Girit’te toprak kayiplari devam .etti. 1656′da Köprülü Mehmed Pasa. sadrâzâm oldu. Köprülü Mehmed Pasa, IV. Murad devrindeki gibi Osmanli Devletine eski kudretini kazandirdi. Istanbul’daki âsiler temizlendi. Venedikliler üstüne yüründü. Venedik donanmasi yenilerek adalar geri alindi. Sonra Osmanli Devletine isyan etmis olan Erdel Krali üstüne bir sefer yapildi. Yanova Kalesi ve daha bazi kaleler alindi. Abaza Hasan Pasa isyani bastirildi. 1661′de Köprülü Mehmed Pasa’nin ölümünden sonra yerine oglu Fazil Ahmed Pasa sadrâzâm oldu. Avusturya’ya savas açildi ve Köprülü Fazil Ahmed Pasa, “Serdâr-i Ekrem”tâyin edildi. Uyvar ele geçirildi. 1664′de Zerinvar Kalesi alindi. Fazil Ahmed Pasa sonra Girit’e hareket etti. Kandiye Kalesi ele geçirildi ( 1669).Bazi küçük kaleler Venediklilerde kalmak sartiyle Girit Adasi Osmanli Devletine geçti. Kazaklara saldiran Lehistan’a karsi bir sefer yapildi.Kamaniçe Kalesi ele geçirildi. Fazil Ahmed Pasa 1676′da öldü ve yerine Kara Mustafa Pasa sadrâzâm oldu. Ruslarin eline geçmis olan Çehrin Kalesi geri alindi.1683′de Avusturyâ’ya savas açildi. Viyana ikinci defa kusatildi. Kirim Haninin ihâneti yüzünden, Viyana’nin yardimina gelen Lehistan Krali Osmanli ordusunu yendi. Avusturya, Venedik ve Lehistan Osmanli Devletine karsi birlesti. Daha sonra bu ittifaka Rusya da katildi. Osmanli Devleti yenildi. 1699′da imzalanan Karlofça Antlasmasiyla Tamyvar disinda kalan bütün Macaristan Avusturya’ya, Mora Venedik’e, Podolya ve Kamaniçe Lehistan’a, Azak Kalesi de lstanbul Anlasmasiyle Rusya’ya biraki1di. (1700)Düzen yeniden bozuldu. Istanbul’da ve Anadolu’da birçok isyan çikti. IV. Mehmed tahttan indirildi. Karlofça ve Istanbul Antlasmalariyla ugranilan kayiplarin giderilmesi için tesebbüse geçildi. Isveç Krali’nin Osmanli topraklarina siginmasi ve yardim istemesi sebebiyle 1710′da Osmanli Devleti, Rusya’ya savas açti. Sadrazam Baltaci Mehmed Pasa mandasindaki Osmanli Ordusu Prut’ta Rus Ordusunu yendi. Savastan sonra yapilan Prut Antlasmasiyle (1711) Istanbul Antlasmasi uyarinca Ruslara verilmis olan yerler geri alindi. Sonra Venedik’e savas açildi.(1714) Karlofça Antlasmasiyla Venedik’e geçmis olan Mora ve öteki ada1ar geri alindi.1716′da Avusturya ile savas basladi ve büyük kayiplar verildi. Avusturya’lilar Tamyvar’i ve Belgrad’i ele geçirdiler. 1718′de Pasarofça Antlasmasiyle savaslara son verildi. Sonra Lâle Devri basladi. (1718 – 1730)Matbaa da bu devirde açildi. 1723′de baslayan Iran savaslarinda, Kafkasya ve Irak’a sinir olan Iran topraklarinda önem!i yerler Osmanli ordusunca ele geçirildi. Savasa 1727′de Hemedan Antlasmasiyle son verildi. Il. Sah Tahmasp tahta geçince, Osmanlilara geçen Hemedan ve Tebriz’i geri aldi. Istanbul’da Patrona Isyani çikti. Ibrahim Pasa öldürüldü. Ill. Ahmed tahttan indirildi. Yeni padisah I. Mahmud zamaninda da savaslara devam edildi. Bu sirada Ruslar Azak kalesini aldilar ve Kirim’i isti1â ettiler. Kirim Sehirlerinden Bahçesaray, Akmescid, Gözleve Ruslar tarafindan tahrip edildi. Avusturya da Osmanli Devletine karsi savas açti. Osmanli kuvvetleri bu savaslar sirasinda, özellikle Avusturya cephesinde düsmana basariyla karsi koydu. 1739′da Belgrad Antasmasiyla, Belgrad ve Semendire tekrar Osmanlilara geçti. Avusturya ile baris yapilmasindan sonra Rusya da baris istedi. Antlasmaya göre; Azak Kalesi yikildi ve her iki devletin tasarrufundan çikti. Rusya’nin Karadeniz ve Azak Denizinde savas ve ticaret gemisi bulundurmayacagi kabuledildi. Fransa’ya büyük imtiyazlar verildi. Bu defa yine Iran gailesi çikti.Iran Sahi Sii’ligin de Kâbe’de, dört sünni mezhep yaninda temsil edilmesi için özel bir yer istedi. Osmanli Devleti bu istegi kabul etmediginden, lran ile yeniden savas basladi. (1742) bu savaslar Osmanli Devletinin kazanmasiyla sonuçlandi. 1768′de Rusya ile yeni bir savas basladi.Osmanli ordulari agir yenilgilere ugradi. Kirim, Eflak, Bogdan Ruslar tarafindan istilâ edildi. Mara Rumlari Osmanli Devleti aleyhine ayaklandi.Cesme’deki Osmanli donanmasi, Rus donanmasi tarafindan yakildi. 1774′de bu savaslar Küçük Kaynarca Antlasmasi i1e son buldu. Bu antlasma geregince; Kirim Osmanli Devletinden ayriliyor, Aksu irmagi iki devlet arasinda sinir oluyor, Kafkasya’da bir kisim toprak Ruslara birakiliyordu. Bu senelerde yine Akka’da ve Arabistan’da isyanlar çikti.1783′de Ruslar Kirim’i tamamen aldilar. Bu arada Osmanli Devletinde askeri istilah1ara girisildi. Mühendishanei Bahri Hümayun açildi. 1787′de Kirim’in yeniden alinmasi için Rusya’ya savas açildi. Avusturya da hemen Rusya’ya yardima kostu. Osmanli ordulari iki cephede savasmak zorunda kaldi. Avusturya’ya karsi basarili sonuçlar alindi. Fakat Rusya karsisinda savaslar basarisizlikla sonuçlandi. Fransiz devrimi ve Osman1i Prusya Ant1asmasi, Avusturya’yi savasi durdurmak zorunda birakti. Avusturya ile Zistovi Antlasmasi imzalandi.Antlasma geregince Avusturya Osmanlilardan aldigi topraklari geri verdi. 1792′de Osmanli Rus savasi Yas Antlasmasi ile sona erdi. Özi Rusya’ya birakildi. Rusya da savaslar sirasinda isgal etmis oldugu kale ve sehirleri geri verdi.Osmanli Devleti Kirim’i alma isteginden vazgeçti.Bu savaslar devam ederken, Osmanli tahtina Ill. Selim geçti. Selim sehzadeliginde ve padisahligi dönemindeki iki büyük savasta, Osmanli ordularinin Avrupa devletlerinin ordularina göre geri kaldigini gördü. Yeniçeri Ocagindan ayri, “Nizam-i Cedid” adinda yeni bir ordu kurdu. Yeniçeri Ocagi, Topçu ocagi, Humbaraci ocagi ve Timarli Sipahiler ile donanma yeniden düzenlendi. Londra, Paris, Viyana, Berlin gibi Avrupa’nin büyük baskentlerinde devamli elçilikler kuruldu. 1789′da Misir Fransa’nin saldirisina ugradi. Misir kolaylikla Fransizlar tarafindan isgal edildi. Bu isgal karsisinda Osmanli Devleti önce Rusya, sonra da Ingiltere ile, Fransa’ya karsi anlasti. Fransizlar tarafindan isgal edilmis olan adalar geri alindi.1799′da Napolyon, Suriye’yi almak için Akka Kalesini kusatti. Fakat yenilerek Misir’a geri çekildi. Bundan sonra da Osmanli Ingiliz kuvvetlerine karsi koyamadi ve Misir’i bosaltti. 1806′da Ruslar Eflak – Bogdan’a saldirdilar. Ingiltere Osmanli Devletini Rusya ile barisa zorlamak için, donanmasi Çanakkale Bogazindan geçirerek Istanbul önlerine gönderdi.Fakat bu tehdit, bir sonuç vermedi. Ingiliz donanmasi geri çekilmek zorunda kaldi. Ingilizler Misir’a çikarma yapti. Rus donanmasi da Bozca ada’yi ele geçirdi. Bu sirada Istanbul’da Kabakçi Isyani çikti. Ill. Selim tahttan indirildi ve öldürüldü. Yerine IV. Mustafa geçti. Fakat Alemdar Mustafa, IV. Mustafa’yi tahttan indirerek, yerine Il. Mahmud’u geçirdi.Kendisi de sadrazam oldu. Yeni bir ordu kuruldu ve adina “Sekban-i Cedid” denildi. Yeniçeriler Babiâli’yi basarak, Alemdar Mustafa’yi öldürdüler. (1808) Âsiler bu arada Il. Mahmud’u tahttan indirerek yerine IV. Mustafa’yi padisah yapmak istediler. Fakat Il. Mahmud kardesi IV. Mustafa’yi öldürttü. Sekban-i Cedid de kaldirildi. Bu sirada Osmanli Rus savasi devam ediyordu. Rusçuk, Yergögü ve Nigbolu’yu alan Ruslar Lofça’ya girdiler. Savasa 1812′de Bükres Antlasmasi ile son verildi. Prut irmagi iki devlet arasinda sinir kabul edildi. Anadolu siniri da degismedi. Eflak Bogdan Osmanli Devletine geri verildi. Mora Rumlari ayaklandi. Bütün Mora âsilerin eline geçti. Mora ve Girit valilikleri Mehmed Ali Pasa’ya verildi. Mora’da. âsilerin eline geçmis olan sehir ve kasabalar geri alindi.Buna Ingiltere, Rusya ve Fransa tepki gösterdi. 1827′de bu üç devlet Navarin’de Osmanli – Misir donanmasini yakti. Rusya da savas ilân etti.Ruslar Eflak ve Bogdan’i aldi. Kalas, Ibrail, Isakçi, Tolçi, Maçin ve Silistre Kalelerini ele geçirdiler ve Edirne’ye kadar ilerlediler. Dogu Anadolu’da da Erzurum’a kadar geldiler. 1829′da Edirne Antlasmasi yapildi.Dogu Anadolu’da Anapa, Poti, Ahiska Ruslara birakildi. Rumeli’nde isgal edilen yerler Osmanlilara geri verildi. 1830′da Osmanli Devleti, bagimsiz bir Yunan Devleti’nin kurulmasini da kabul etti. Cezayir Fransa tarafindan isgal edildi. Misir Valisi Mehmed Ali Pasa da isyan etti. Misir ordusu Kütahya’ya kadar ilerledi. Mehmed Ali Pasa’ya karsi Il. Mahmud Rusya’dan yardim istedi. 1833′de Kütahya barisi yapildi. Buna göre : Suriye Valiligi Mehmed Ali Pasa’ya, Adana Valiligi de Ibrahim Pasa ya verildi. 1839′da Misir’la yeniden savas basladi. Nizip’te Osmanli ordusu yenildi. Bu arada Il. Mahmud öldü. Yerine oglu Abdülmecid geçti.Avrupa devletleri, Mehmed Ali Pasa’ya çok baski yaptilar. Suriye Valiligini terkettirdiler. Bogazlar 1841′de bütün savas gemilerine kapatildi. 1839′da Tanzimat Fermani ilân edildi ve bu ferman birçok yenilikler getirdi. Böylece Osmanli Imparatorlugu’nda Tanzimat Devri basladi.Bu arada Lübnan meselesi ortaya çikti. 1846′da Lübnan Fransa’nin müdahalesiyle iki kaymakamli hale geldi. Yine bu siralarda Eflak ve Bogdan’da ihtilâller çikti. Osmanli Devleti bu hareketleri Rusya’nin yardimiyla bastirdi. Avusturya’ya isyan ederek Osmanli Devletine siginan Macar mülteciler, Avusturya ve Rusya’nin bütün baskilarina ragmen, onlara teslim edilmedi. 1853′de Kirim Savasi basladi. Osmanli Devleti Tuna boyunda tek basina, Kirim’da ise Fransa ve Ingiltere ile birleserek, Rusya’ya karsi savasti. 1856′da Paris Antlasmasiyla savas sona erdi.1860′da Fransa, Lübnan ve Suriye’ye birlikler gönderdi. Lübnan için yeni bir nizamname hazirlandi. Bu sirada Abdülmecid öldü ve yerine Abdülaziz geçti, Onun tahta geçmesinden sonra, Balkanlarda yeni karisikliklar oldu. Osmanli Devleti, Balkanlarin isteklerini kabuI etmedi ve isyan bastirildi. Isyanin bastirilmasindan sonra Girit’te ayaklanma oldu.1868′de bir fermanla, Girit’in yeni düzeni ilân edildi.1876′da Abdülaziz tahttan indirilerek, yerine V. Murad geçirildi. V.Muradin akli dengesi bozuktu. 90 gün sonra onun da yerine Il. Abdülhamid geçirildi. Sirbistan Osmanli Devletine karsi savas ilân etti. Sonra Karadag da Sirbistan’a katildi. Osmanli ordulari, Abdülkerim Nadir Pasa ve Muhtar Pasa kumandasinda, Sirbistan ve Karadag ordularini yendiler. Sirp ordusu, Cernayev’in tesvikiyle Prens Milan’i Kral iIan ederek,savasa yeniden basladi. Osmanli ordusu, Sirplari tekrar yendi. Osmanli Devleti, Rusya’nin istegi üzerine savaslari durdurdu. 23 Aralik 1876′da Istanbul’da konferans basladi. Ayni gün, Osmanli Devleti I. Mesrutiyeti ilân etti. Konferans bir karar alinamadan dagildi. Sonra 1877 – 1878 Osmanli Rus savasi çikti. Savaslar, Balkanlarda ve Anadolu cephesinde yapildi. Ruslar, Ayastefanos ve Erzurum’a kadar ilerlediler. Önce Ayastefanos, sonra da Berlin Antlasmalari imzalandi. Abdülhamid Han, Meclis-i Mebusan’i dagitarak idareyi eline aldi. Berlin Kongresi baslamadan önce de Ingiltere, Kibris’i isgal etti. Avusturya, Bosna – Hersek’i. Fransa Tunus’u, Ingiltere de Misir’i aldi. Dogu Rumeli eyaleti de Bulgaristan’a baglandi. (1885)Albay Bassos kumandasinda 10.000 Yunanli,Girit’e çikti. Girit müslümanlari öldürülmeye baslandi. 1891′de Albay Bassos, adayi Yunan Krali adina ele geçirdigini ilân etti. Yunanistan, Rumeli sinirinda Osmanli sinirina saldirdi. Bu saldirilar karsisinda, Osmanli Devleti Yunanistan’a savas açti.Edhem Pasa kumandasindaki Osmanli ordulari, birçok savasta Yunan ordularini yendi. Yunanistan baris istemek zorunda kaldi ve 1897′de Tanbul Barisi imzalandi. Bir müddet sonra Girit de Osmanli Devletinden ayrilmis oldu. Makedonya’da 1902′de ihtilâl .çikti. Il. Abdülhamid Han,Hüseyin Hilmi Pasa’yi Selânik, Manastir ve Kosova müfettisi tayin etti.1908′de Mesrutiyet yeniden ilân edildi. Çok geçmeden de Il. Abdülhamid Han tahttan indirildi. Bu ise Osmanli Imparatorlugu’nun yikilmasi için atilan son adim oldu. Italya, Trablusgarp’a saldirdi. Oniki ada Italyan donanmasi tarafindan isgal edildi. Trablusgarp ve oniki ada, Italya’ya birakildi. Osmanli ordulari, dört Balkan devleti karsisinda yenilgiye ugradi. Balkan devletleri, Çatalca’ya kadar geldiler. 30 Mayis 1913′de Londra’da imzalanan antlasmaya göre; Midye – Enez hatti Osmanli Devletinin siniri oldu. Edirne, Bulgaristan’da kaldi. Girit de elden çikti. Bir müddet sonra Osmanl! Devleti, Kirklareli ve Edirne’yi geri aldi. Balkan savaslarindan sonra, Birinci Dünya Savasi çikti. Osmanli Devleti, Almanya’nin yaninda Fransa, Ingiltere ve Rusya’ya kary savasa girdi. (11 Kasim 1914) Savas 4 yil sürdü. Anadolu’da Ruslara, Irak, Suriye, Filistin ve M!sir’da Ingilizler’e kary savayldi. Almanya, Avusturya ve Bulgaristan ile birlikte Osmanli Devleti de, Ingiltere – Fransa karsisinda yenik düstü. 30 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesi imzalanarak savaslara son verildi. Bu sirada V. Mehmed Resad ölmüs ve yerine IV. Mehmed Vahidüddin padisah olmustu. Mütarekeden sonra Ittihat ve Terakki ileri gelenleri, memleketi terk ettiler. Itilâf devletleri, Istanbul’a girdi. Kars Ermeniler, Ardahan Gürcüler, Antalya Italyanlar, Izmir Yunanlilar, Urfa,Antep, Maras ve Adana Fransizlar tarafindan isgal edildi.Bu arada Anadolu da yeni bir- idare olusturuldu. 23 Nisan 1920′de Büyük Millet Meclisi toplandi. Elde kalan topraklarin müdafaa ve korunmasi, Meclis tarafindan deruhte edildi. 1908′de Abdülhamid Han’in tahttan indirilmesinden sonra, devlet idaresinde hiç fonksiyonu kalmayar padisahlik, 1 Kasim 1922′de kaldirildi. Osmanli Hanedaniin bütün fertleri için yurt disina çikarilma kanunu yapildi ve Osmanli ailesinin bütün fertleri, Türkiye’yi terkettiler.Osmanlilarin saltanati bir tek sülaleden gelen tarihin en uzun ömürlü saltanati olmustur. Osmanli Devletinin kurucusu bulunan Osman Beyin idareyi ele aldigi tarih olan 1281 tarihinden saltanatin kaldirildigi tarih olan 1922 yilina kadar tam 641 sene saltanatlari devam etmistir. Osmanlilar ayrica Yavuz Sultan Selim’in 1516 yilinda halifelik ünvanini da almasindan 1924 yilinda halifeligin kaldirilmasina kadar 407 sene müslümanlarin halifesi sifatini da üzerlerinde tasimislardir. Fakat surasi bir gerçektir ki gerek halifelik ve gerekse saltanat Ikinci Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile tesirini tamamen yitirmis bir mefhum haline gelmisti.Bu durum göz önüne alinacak olunursa Osmanlilarin halifeligi 393 sene devam etmistir ve Ikinci Abdülhamid Hazretleri ile son bulmustur. Ikinci Abdülhamid Hazretleri Hazreti Ebü Bekir radiyallahu anh hazretlerinden itibaren 98. halife bugün son halife olarak bildigimiz Abdülmecid ise 101.halifedir.
EDEBİYATIMIZDAKİ İLKELER edebiyatın ilklerii
Geniş Aile Kamera Arkası resimleri geniş aile resimleri fotoğrafları
Geniş Aile Kamera Arkası resimleri geniş aile resimleri fotoğrafları
| Resim Otomatik Küçültülmüştür. Bu yazıyı Tıklayarak Orjinal Halini Görebilirsiniz. Bu resim 604×453 Boyutlarındadır |
| Resim Otomatik Küçültülmüştür. Bu yazıyı Tıklayarak Orjinal Halini Görebilirsiniz. Bu resim 604×453 Boyutlarındadır |
| Resim Otomatik Küçültülmüştür. Bu yazıyı Tıklayarak Orjinal Halini Görebilirsiniz. Bu resim 604×453 Boyutlarındadır |
| Resim Otomatik Küçültülmüştür. Bu yazıyı Tıklayarak Orjinal Halini Görebilirsiniz. Bu resim 604×453 Boyutlarındadır |
| Resim Otomatik Küçültülmüştür. Bu yazıyı Tıklayarak Orjinal Halini Görebilirsiniz. Bu resim 604×453 Boyutlarındadır |
| Resim Otomatik Küçültülmüştür. Bu yazıyı Tıklayarak Orjinal Halini Görebilirsiniz. Bu resim 604×453 Boyutlarındadır |
A380 arıza yüzünden kalkış yapamadı
AIR France havayollarına ait Airbus A380 tipi uçağın kalkışı teknik bir arıza sonucu ertelendi.
Geçen ay New York-Paris arasında uçmaya başlayan en büyük uçak tipi olan A380 bir ay içinde ikinci teknik arızasını yaptı. 511 yolcusu ile Paris’e uçacak olan A380’in uçuşunun teknik bir arıza sonucu ertelendiği açıklandı. Air France’dan yapılan açıklamada arızanın yakıt tanklarında oluştuğu ve görevlilerin sorunu incelediği belirtildi. Airbus A380 tipi çift katlı uçaklar 23 Kasım’dan itibaren New York-Paris seferlerini yapmaya başlamıştı. Daha önce de bir A380 navigasyon sisteminde oluşan sorun yüzünden New York’a zorunlu iniş gerçekleştirmişti. Singapur Havayollarına ait bir A380 ise motorlarında meydana gelen arıza sonucu Paris’e zorunlu iniş yapmıştı.
Kapalıçarşı’da döviz
istanbul serbest piyasada dolar 1,5110, avro 2,2010 liradan güne başladı.
Kapalıçarşı’da 1,5050 liradan alınan dolar 1,5110 liradan satılıyor. 2,1940 liradan alınan avronun satış fiyatı ise 2,2010 lira olarak belirlendi.
Serbest piyasada dün kapanışta doların satış fiyatı 1,5100 lira, avronun satış fiyatı ise 2,2000 lira olmuştu.











